GÖNLÜN STEPNESİ YOKTUR

Hiçbir insan, paşa sıfatına dayanarak kurulması muhtemel veya değil fark etmeksizin herhangi bir bağa karşı gönlünü filtreleyemez. Genelleme yaparken yaşayıştan değil, yaradılıştan bahsettiğim için her bireyi aynı çatı altında topluyorum. Çünkü bir ipe serilsek hepimiz aynı yöne savruluruz. Aynı rüzgarın aynı toprağa taşıdığı tohumlarız işte. Fakat filizlendikçe kimi güne bakar, kimi gölgeye düşer, bilemeyiz. 

Ortak paydada bir fıtrat vardır ve bu fıtrata göre insan gönlünün yüzeyi söz geçirmez bir dirençle kaplıdır. Bilimsel değildir ama kanıtlanır nitelikte. Mesela şiirler, telkin içerirler ve bahsi geçen meseleyi kanıtlamak için güçlü bir yazın türüdür. Sonuç olarak gönle söz geçseydi giziller nasıl dökülürdü şiirlere?  Lambada titreyen alev üşür müydü Mihriba’nın yokluğunda? Sahibi bilinmeyen mecburiyetler okuduk ısrarlı satırlarda. Aldırış etmesede Muazzez de bilirdi yarım asırlık bir sır olduğunu Mona Roza'ya. Bozuk saatin bir insan yüreğinde soluklandığı yazmazdı hiçbir makalede. Ve bizler kendi gizil hikayelerimizden birer iz bulabilir miydik içlerinde? Bazen bir satır okurum, kendi içimden dökülmüş gibi dokunur, biraz duraksarım. Aynı yazgılara benzer roller biçilmiş milyar çeşit insanız yeryüzünde. 

Nihayetinde gönül baliğ olmaz. Bunun adı, aklı gönlün önüne düşürmek olur ancak. Seçim yapmak akla mahsusdur. O yüzden paşa gönlümüz bilemez maalesef. Aklını gönlüne üstün kılıp kendi yaşam sınırlarında diktatör bir rejim kurabilen var mıdır? Elbette vardır. Ve hatta çoğu akıl, toyluğundan nasibini almış bir gönül meselesi sonrasında geçmiştir başa. Aklın nizamiyeti dinginlik, gönlün toyluğu heyecan verir insana. 

Gönül, bir gülüşe kapılacak kadar iradesiz, gülün gönlünde yer edinmeyi bekleyen bülbül kadar acizdir. Yön verirsen bir nehir gibi kapılır gider yatağında. Set çekersen bahar geldiğinde biraz taşar ama toprağı aşar yine de yer bulur o taşkın suya. Gönlüm düştü deriz mesela. Habersiz, istemsiz, bağımsız. Bize ait olanı üçüncü şahıstan bahseder gibi  dökeriz cümleye. Gönül azadedir, hesap kitap bilmez. Onu taşıyan bedene karşı boyun eğmez. Akla göre çokça cahildir. Yaşı yoktur, her dönemde ve her çağda toydur. Ve bu minnetsiz tavırları öyle tatlı gelir ki insana. Falsolu yollardan yürütür, sanırsın papatya tarlasında sekiyor ayakların. Bence bir ömrün en yaldızlı anılarıdır bu toy sanrılar. O kadar insani, o kadar temiz ki. En önemlisi de çağın ince hastalığından uzak.

 Peki çağın ince hastalığı? 

Sıralı maddelerden oluşan ıslak imzalı sözleşmeler. Ölçülmüş, bedene göre dikilmiş, kalıp ilişkiler. Etiket fanatizmi. Artık iki gönül bir olunca samanlığın mimarisinde bir değişim olmuyor. İnsan nefsinin haddinden fazla bulaştığı bir beraberlik, kişisel çıkarlar zedelendiğinde kopmaya hazır ve tehditkar bir hava savuruyor. İnsan insanın sigorta kutusu olmak için doğmadı oysa.

Bir de yalnızlığın prestijinden bahsetmekten usanmayan bir kesim var. Yalnızlığı insan fıtratına kamulaştırmaya çalışırlar. Kastım, somut bir tek başınalık değil. Yeryüzü, insana gurbettir ve muhtaçlık bu gurbetin demirbaşıdır. '' İnsan tabii olarak medenidir'' Nihayetinde İnsanın insansız kalması ürkütücü değil midir? 

Hayat, nicelikten ziyade nitelik ister. Teklik veya çokluktan kaçınıp öze ulaşmayı yeğleyen çok az gönül insanı var. Dedim ya, çağın ince hastalığı bunlar. 

Ayrı dünyaların insanlarına da atıfta bulunmadan geçmek istemiyorum. Bana kalırsa tamamen safsata. Ortada hatrı sayılır bir gönül bağı vardır fakat kendilerince varlığından söz etmeye bile değmeyen engeller üretirler. Alçak bir sekiyi dağ gibi büyütürler gözlerinde. Bana göre bunun adı da gönül tembelliği. Oysa dünyası bir, yaradılışı bir. Bir cemrenin düşebilmesi için kaç şart sunabilirsin ki gönlüne? 

Gönül işi plansız, hesapsızdır. Gönül kelimesinin bir diğer anlamı da cesarettir. Ancak plansızlık cesaret gerektiririr zaten. Süzgeçten geçirilmiş bir sevgi vitaminini suda bırakır. Ve süzgeçten geçirilmiş her his, aksine biraz kirli kalır. 

Peki bir gönül nasıl mı düşer ötekine? 

Önce ayrıntılarından başlarsın sevmeye. Bir bakış, belki bir gülüş. Şansın varsa belki biraz ima. Sonra bütünüyle seversin. Tüm yaşamına yansır, şikayet etmezsin. Telaşını bir kenara bırakıp iyi ve güzele harcarsın vaktini. Sokakta bir kuş su içerken yolunu değiştirirsin ürkmesin diye. Çiçekleri koparmadan devam edersin yoluna. Yağmur yağar. Yerdeki çamura aldırış etmez, kokusunu çekersin içine. Renkler tonlanır, çeşitlenir gözünde. Sabahları uyanmak için bir sebebin olur rutinlerin dışında. Güne ayrı, geceye ayrı tutulur tenin. Ufak hesaplar yapmazsın, güler geçersin çoğu şeye. Eksiğini görmez, olana bakarsın, fazlası aklına bile gelmez. Güzel olan her şeyin içinden bir parça bulursun ona dair. Ve bana kalırsa en güzeli, yeryüzündeki varlığınla yeniden tanışırsın. (Talihsiz hikayeleriniz bu tarifi değiştirmez)  

Merhaba, ben de küçük bir mahallenin bakkalıyım. Ve gönlüm bir muhasebeye tâbi tutulsaydı bu bakkalın veresiye defteri olurdu sanırım. Çoğu metanın ederini gözden çıkarır, üstünü hiçbir zaman çizmeyeceğimi bile bile yazardım o deftere. Belki verdiğimi almak zordu ama ay başından da umudumu kesmezdim hiç. Sermayem dönmezdi bir türlü. Batacak kadar da lüksüm yoktu. Ve çağın ışıltısına kapılsam o kapitalist düzenin içinde boğulurdum muhtemelen. Hesap kitap bilmezdim. Bilene de sormazdım. Gönlümün ekmeğindeydim nihayetinde. Daimi tokluğa parmak basmadık ki yeryüzüne düşerken. Altı üstü sevgiye biraz aç kalıp öleceğiz işte...

Gönlün stepnesi yoktur. Yolda kalanlar tabana kuvvet. 


Yorumlar

Popüler Yayınlar